Nafaka Alan Eski Eşin Başka Biriyle Birlikte Yaşadığı Nasıl İspat Edilir?

Yoksulluk nafakası alan kişinin evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşadığı iddiası, somut ve hukuka uygun delillerle ispatlanmalıdır. Yargı kararlarında ve uygulamada mahkemelerce sıklıkla vurgulandığı üzere, yalnızca duygusal bir bağın bulunması veya salt ilişki iddiası nafakanın kaldırılması için yeterli görülmemekte; taraflar arasında evlilik birliğine benzer nitelikte fiilî bir ortak yaşamın kurulup sürdürüldüğünün kanıtlanması aranmaktadır.

1. Fiilen Evliymiş Gibi Yaşamak Ne Anlama Gelir?

Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinin üçüncü fıkrasında; “İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.” hükmü düzenlenmiştir. Fiilen evliymiş gibi yaşama iddiasının nafakaya etkisi, yoksulluk nafakasının sona ermesine ilişkin hukuki kurallar kapsamında değerlendirilir

Bu düzenlemeye göre, yoksulluk nafakasının kaldırılması için, aynen evlilik gibi ortak bir hayat kurularak, fiilen birlikte yaşamak gerektiği açıkça belirtilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2024 tarihli, E. 2024/4819, K. 2024/6122 sayılı kararında aktarılan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde, nafakanın kaldırılması için “aynen evlilik gibi ortak bir hayat kurularak, fiilen birlikte yaşamak gerektiği” ve nafaka alacaklısının “evlenme olmaksızın fiilen birlikte yaşadığına dair somut, inandırıcı delil bulunmadığı” durumlarda talebin reddi gerektiği ifade edilmiştir.

Dolayısıyla hukuki anlamda fiilen evliymiş gibi yaşama olgusu; tarafların geçici görüşmelerini veya duygusal yakınlıklarını aşan, aynı çatı altında sürekli bir hayat ortaklığı ve ekonomik dayanışma görüntüsü sergileyen fiilî bir birlikteliği ifade eder. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.06.2014 tarihli, E. 2014/13335, K. 2014/13791 sayılı kararında, tarafların boşanmasından sonra kadının bir ay kadar fiilen evliymiş gibi yaşadığının kabul ve delillerle sabit olması karşısında “Bu hal, yoksulluk nafakasının kaldırılması sebebidir. Daha sonra bu şahıstan ayrılmış olması, yoksulluk nafakasının devamını haklı göstermez.” değerlendirmesi yapılmıştır.

2. Birlikte Yaşama Hangi Delillerle İspatlanabilir?

Birlikte yaşama olgusunun ispatında mahkemelerce birden çok delilin birlikte değerlendirildiği uygulamada sıklıkla görülmektedir.

Tanık Anlatımları ve İfadeler: Tanıkların görgüye dayalı somut beyanları kritik önemdedir. Örneğin Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2015 tarihli, E. 2015/9969, K. 2015/16668 sayılı kararında “dinlenen tanık beyanları ile davalının evlenme olmaksızın fiilen başka bir erkekle yaşadığı sabit olduğu halde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken” denilerek ilk derece mahkemesinin ret hükmü bozulmuştur.

Fotoğraflar ve Görsel Kayıtlar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.12.2010 tarihli, E. 2010/3-634, K. 2010/677 sayılı kararında Özel Dairenin tespitine yer verilerek; “Bir kısmı ev ortamında bir kımıs ise stüdyoda çekildiği anlaşılan fotoğraflarda davalı ile imam nikahı kıydırdığı iddia edilen şahıs arasındaki yakınlık davacı tanıklarının beyanları doğrular niteliktedir.” denilmiş ve “tanık beyanlarının tümden duyuma dayalı olduğuda söylenemez.” tespitiyle “önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır” sonucuna ulaşılmıştır.

Kolluk Araştırması ve Resmî Kayıtlar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.04.2021 tarihli, E. 2017/2667, K. 2021/413 sayılı kararında “taraflara ait malî ve sosyal durum araştırma tutanakları, tanık ifadeleri, dosyada mevcut kayıtlar ve taraf beyanları” bir arada ele alınarak kadının fiilen yaşadığı tespit edilmiş ve “bu durumda kadın eşin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayamayacak şekilde yoksulluğa düşmüş olduğundan bahsedilemeyeceği” sonucuna varılmıştır.

Taraf İkrarı ve Çocuğun Varlığı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.06.2022 tarihli, E. 2022/1629, K. 2022/5985 sayılı ilamında “Kadının dosyadaki ifadesinden başka bir erkekle yaşadığı anlaşılmaktadır.” tespitiyle TMK 176 gereği nafaka takdir edilemeyeceği belirtilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.06.2014 tarihli, E. 2014/4572, K. 2014/14980 sayılı kararında ise uzman görüşmesinde davacının “altı aylık hamile olduğunu, bebeğin babasının Seyit isimli şahıs olduğunu” beyan etmesi birlikte yaşama olgusuna dayanak yapılmıştır.

Eksik İnceleme Hâlleri: İddiaların araştırılmadan hüküm kurulması Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 21.10.2010 tarihli, E. 2010/14391, K. 2010/17145 sayılı kararında hamilelik duyumu ve ev alımına ilişkin banka kayıtlarının araştırılmaması nedeniyle “eksik inceleme ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” denilmiştir.

3. Nafakanın Kaldırılması İçin Nasıl Başvuru Yapılır?

TMK m. 176/3 uyarınca alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması hâlinde yoksulluk nafakası kendiliğinden sona ermez; mutlaka mahkeme kararıyla kaldırılması gerekir. Bu doğrultuda nafaka borçlusu, görevli aile mahkemesinde nafakanın kaldırılması talepli bir dava açmalıdır. Ayrıca, söz konusu olgunun henüz boşanma davası devam ederken gerçekleşmesi durumunda da yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2015 tarihli, E. 2015/2821, K. 2015/17192 sayılı ilamında; “Nafakanın kaldırılması sebebi olan bir olayın boşanma davası sırasında gerçekleşmiş olması, yoksulluk nafakası tayinine engeldir.” tespiti yer almaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2018 tarihli (E. 2016/21052, K. 2018/8219) ve 06.04.2016 tarihli (E. 2015/15309, K. 2016/6985) kararlarında da “Toplanan delillerden, davacı kadının, davanın devamı sırasında bir başkası ile gayri resmi şekilde birlikte olduğu ve halen o kişiyle yaşadığı anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle davanın devamında gerçekleşen bu duruma istinaden nafaka hükmü bozulmuştur.

Avukatın Gözünden

Yargı kararları, ispat yükünü yerine getirirken yalnızca sosyal medyada yer alan fotoğraflara veya tekil tatil/otel kayıtlarına dayanmanın yeterli olmadığını göstermektedir.

Örneğin, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29.06.2020 tarihli (E. 2020/1980, K. 2020/3397) kararında; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi sosyal medya paylaşımları, otel kayıtları, fotoğraflar ve tanık anlatımlarını yeterli bularak istinaf başvurusunu reddetmiş olsa da Yargıtay bu delilleri fiilen birlikte yaşamayı ispata yeterli bulmayarak Bölge Adliye Mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece hükmünü bozmuştur. Benzer biçimde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2024 tarihli (E. 2024/4819, K. 2024/6122) kararında İlk Derece Mahkemesi kadının başka bir erkekle “muhtelif zamanlarda ancak sık olarak konaklama kaydının bulunduğu” ve basına yansıyan haberler olduğu gerekçesiyle nafakayı kaldırmışsa da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bu kayıtları aynen evlilik gibi ortak bir hayat kurulduğunu ispata yetersiz görmüştür.

Bu çerçevede dava ikame edilirken münferit paylaşımlar yerine; ev ortamında çekilmiş ve devamlılığı gösteren fotoğraflar, konut ve komşuluk ilişkilerine dair görgü tanıkları, malî-sosyal durum araştırmaları ve tarafların ortak ekonomik yaşamını ortaya koyan olgular dosya kapsamına kazandırılmalıdır.

Nafaka Alan Eski Eşin Başka Biriyle Birlikte Yaşadığı Nasıl İspat Edilir?

Uygulamada En Sık Karşılaşılan Sorunlar

Duygusal İlişki ile Ortak Yaşamın Karıştırılması: Taraflar arasındaki duygusal yakınlık, flört veya belirli zamanlarda tatile çıkma gibi durumlar ile evlilik benzeri sürekli bir hayat ortaklığı kurulması olgusu sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Yargıtay, nafakanın kaldırılması için salt birlikteliği değil, aynen evlilik gibi fiilen birlikte yaşamayı aramaktadır.

Farklı Adres Kayıtları ve Çelişkili Durumlar: Tarafların MERNİS adreslerinin farklı olması tek başına birlikte yaşanmadığı anlamına gelmediği gibi, kolluk araştırması ile tebligat kayıtları arasındaki çelişkilerin giderilmesi zorunludur. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2016 tarihli, E. 2016/4657, K. 2016/5487 sayılı kararında tebligatı alan kişinin davalının eşi olduğunu bildirmesi ile kolluk araştırması arasındaki uyumsuzluğun giderilmemesi eksik inceleme sayılmıştır.

Hukuka Aykırı Gözetim Yöntemleri ve Delil Toplama: Özel hayatın gizliliğini ihlal eden hukuka aykırı gözetim yöntemleri veya yetkisiz müdahalelerle elde edilen deliller yerine; resmî kurum kayıtları, kolluk araştırmaları, ceza soruşturması beyanları (örneğin Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasındaki Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17.12.2013 tarihli, E. 2013/12629, K. 2013/29821 sayılı kararı) ve tanık anlatımları gibi hukuka uygun vasıtalara odaklanılmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Aynı adreste kayıtlı olmak şart mı?

İncelenen yargı kararlarında tarafların nüfus/MERNİS adreslerinde aynı konutta kayıtlı olmalarının zorunlu bir geçerlilik şartı olduğuna dair bir tespit yer almamaktadır. Önemli olan, fiilen aynı konutta evlilik benzeri bir birlikteliğin sürdürüldüğünün tanık, kolluk tespiti veya taraf ikrarı gibi delillerle ispat edilmesidir.

Sosyal medya paylaşımları tek başına delil olabilir mi?

Sosyal medya paylaşımları ve otel/konaklama kayıtları tek başına ortak bir hayat kurulduğunu ispatlamaya yetmeyebilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29.06.2020 tarihli (E. 2020/1980, K. 2020/3397) kararında bu tür deliller birlikte yaşamayı kanıtlamaya yeterli görülmemiştir. Ancak ev ortamında çekilen fotoğrafların tanık beyanlarıyla örtüşmesi durumunda ispat gücü kazanabilmektedir (Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/3-634, K. 2010/677).

Nafaka hangi tarihten itibaren kaldırılır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.06.2014 tarihli, E. 2014/13335, K. 2014/13791 sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere: “İsteğin kabulü ile davalı lehine boşanma kararı ile hükmedilen ve daha sonra artırılmasına karar verilen aylık irat şeklindeki yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, reddi doğru bulunmamıştır.” Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 21.12.2015 tarihli (E. 2015/16510, K. 2015/24604) ve 03.03.2014 tarihli (E. 2013/20565, K. 2014/4474) kararlarında da nafakanın dava tarihinden itibaren kaldırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak; TMK’nın 176/3. maddesi gereğince nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması olgusu, yoksulluk nafakasının kaldırılması veya henüz hükmedilmemişse bağlanmaması sonucunu doğurur. Ancak bu sonucun doğması, yalnızca duygusal bir bağın varlığına veya münferit paylaşımlara değil; tanık anlatımları, resmî kayıtlar, ev ortamı fotoğrafları ve sosyal durum araştırmaları gibi hukuka uygun delillerle aynen evlilik gibi ortak bir yaşamın kurulduğunun somut biçimde kanıtlanmasına bağlıdır. Bu yöndeki dava kabul edildiğinde ise nafaka kendiliğinden değil, mahkeme kararıyla ve dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmaktadır.

Ankara Aile Hukuku Avukatı – Hukuki Bilgilendirme

Bu makalede yer alan açıklamalar, genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda olayların özellikleri, tarafların hukuki durumları, mevcut deliller ve yürürlükteki mevzuat farklılık gösterebileceğinden her somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Av. Akın Özbey, Ankara’da aile hukuku kapsamında boşanma, velayet, nafaka, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet alacağı, soybağının reddi ve babalık davaları gibi konularda avukatlık faaliyetini yürütmektedir.

Hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin görüşme ve iletişim için 0537 932 50 50 numaralı telefondan hukuk büromuza ulaşabilirsiniz.

İlgili Hukuki Bilgilendirme Yazıları

Bu makalenin konusuyla bağlantılı diğer hukuki bilgilendirme yazılarına aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:

Nafaka Davaları · Boşanmada Nafaka Hakkı

Benzer Yazılar

WhatsApp Telefonla Ara
WhatsApp

Av. Akın ÖZBEY sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin