Anlaşmalı boşanma protokolü, tarafların evlilik birliğinin sona erdirilmesi ile boşanmanın mali ve kişisel sonuçlarını düzenlemek amacıyla tanzim ettikleri, her iki tarafı da bağlayıcı olan bir sözleşmedir. Anlaşmalı boşanma protokolü imzalandığı anda değil, usulüne uygun mahkemeye sunulduktan sonra hakim tarafından protokol doğrultusunda boşanma kararının verilmesi, boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte protokol hükümleri taraflar açısından bağlayıcı ve kesinleşmiş nitelik kazanır. Yargıtay kararında da belirtildiği üzere anlaşmalı boşanma kararının kesinleşmesi ile sözleşme niteliğinde olan protokol hükümleri taraflar için bağlayıcı hâle gelmiştir ve kesinleşen sözleşme hükümlerinden tarafların vazgeçmesi mümkün değildir.
Anlaşmalı boşanma protokolü de esasında bir sözleşmedir. Bu nedenle sözleşme hukukuna hâkim olan asıl ilke sözleşmeye bağlılık ilkesi olup bu ilke hukuksal güvenlik, doğruluk ve dürüstlük kuralının gereği olarak sözleşme hukukunun temelini oluşturur. Anılan ilkeye göre sözleşme yapıldığı andaki gibi uygulanır. Dolayısıyla sözleşmedeki maddelerden bir kısmının geçerli olduğunu kabul edip, bir kısmının ise uygulanamayacağını ileri sürmek iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağından bu şekilde bir iddia ileri sürülemez. Kısaca protokol tüm maddeleriyle uygulanacaktır.
Anlaşmalı boşanma davasını detaylıca ele aldığımız makalemize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Anlaşmalı Boşanma Protokolü ile Mal Rejiminin Tasfiyesi, Boşanmanın Fer’i Niteliği ve Feragat Hükümleri
Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak ve haklar, kural olarak boşanmanın doğrudan veya zorunlu bir fer’isi yani eki niteliğinde değildir. Bu sebeple mal rejiminin boşanma davası ile birlikte çözüme kavuşturulması zorunlu olmayıp ayrı bir davanın konusu da olabilir. Ancak tarafların anlaşmalı boşanma protokolü kapsamına mal rejimini dahil etmelerine yasal bir engel bulunmadığından ve boşanma ile birlikte bütün hususlarda anlaşma pratik olduğundan genelde anlaşmalı boşanmada mal rejimi hükümleri de yer almaktadır.
Anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejimine yönelik hükümler dikkatlice ele alınmalıdır. Taraflar üzerlerine kayıtlı gayrimenkullerden pay almayacaklarını ve adlarına kayıtlı gayrimenkuller üzerinden hakların aynen devam edeceği yönünde anlaşmışlarsa örneğin bunun açıkça yazması gerekmektedir. Yargıtay bu hususa yönelik kararında “tarafların adlarına kayıtlı gayrimenkuller üzerindeki hakları aynen devam edecek, birbirlerinden gayrimenkuller ve diğer menkul değerlerle ilgili hak talep etmeyeceklerdir.” düzenlemesine yer vermeleri halinde, mahkemece “karşılıklı olarak mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından feragat ettikleri” kabul edilerek “artık mal rejiminin tasfiyesini talep etmelerinin mümkün olmadığı” sonucuna varılmaktadır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 23.01.2015 tarihli, E. 2014/25689, K. 2015/1502 sayılı kararında da benzer şekilde: “Kural olarak anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler” ilkesine işaret edilmiş; protokolde feragat beyanının yer alması hali için şu hüküm tesis edilmiştir:
“Taraflar arasındaki mahkemece uygun görülen 09.04.2010 tarihli boşanma protokolünde katkı payı alacağı ve her ne nam altında olursa olsun başkaca hiç bir talepte bulunmadıkları, belirtilen hususlarda ileride dava ve talepte bulunmayacakları, bu haklarından karşılıklı olarak feragat ettikleri beyan edildiğine göre Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır”
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 09.02.2021 tarihli, E. 2020/1542, K. 2021/1050 sayılı kararında ise “mal rejiminin tasfiyesi boşanma davasının eki niteliğinde olmadığından; boşanmayla birlikte karara bağlanması zorunluluğu bulunmadığı” yinelenmiş; protokol ve oturumdaki beyanların “davacının boşanma protokolündeki ve protokolü doğruladığı 29.02.2012 tarihli oturumdaki boşanma dava dosyasındaki beyanının, boşanmanın fer’i niteliğindeki mali konulara yönelik olduğu, mal rejiminin tasfiyesi dolayısı ile eldeki dava konusu yapılan malvarlığına ilişkin bir açıklama içermediği” hallerde davanın mal rejimi yönünden görülebileceği gözetilmiştir.
Protokol İfadelerinin Kapsamı, Mahkeme İçi İkrar ve Dürüstlük Kuralı
Protokolün mahkemece onaylanması ve duruşmada imzaların doğrulanması, protokol içeriğini mahkeme içi ikrar ve kesin delil haline getirmektedir. Bu aşamadan sonra protokol hükümlerinin aksini ileri sürmek veya feragat edilen kalemleri yeniden talep etmek, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde engellenmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 20.03.2024 tarihli, E. 2023/6750, K. 2024/1933 sayılı kararında: “taraflar arasında yapılan 04.02.2021 havale tarihli protokolün dördüncü maddesinin incelenmesinde…tarafların …mal rejimi tasfiyesi, katkı payı, değer artış payı ve sair adlar altında herhangi bir talepte bulunmayacaklarını kabul etmektedir…şeklinde düzenlemenin bulunduğu” ve “protokolün taraflarca imzalandığı ve protokol altındaki imzalarını inkar etmedikleri, yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında yapılan bu protokolün aynen onaylanmasına karar verildiği” tespit edilmiş; neticesinde “protokolün mahkeme içi ikrar niteliği taşıdığı, kesin delil olduğu, aksinin ileri sürülmesinin ise dürüstlük kuralına aykırı olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.” değerlendirmesi yapılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 04.04.2024 tarihli, E. 2023/9077, K. 2024/2421 sayılı kararında protokoldeki kapsamlı ibra metnini değerlendirmiştir: “Her iki taraf olarak birbirimizden herhangi bir şekilde tedbir nafakası da dahil olmak üzere başkaca nafaka, tazminat, eşya, eşya bedeli, herhangi bir mal, katkı payı, katkı payı alacağı ve başka isimler altında talep edebileceğimiz hiçbir alacağımız yoktur. Her iki taraf olarak birbirimizi ibra ettik.”
İlgili kararda “bahsedilen “ mal varlığı ”(mal) tabirinden mal varlıklarına ilişkin ayni ve kişisel hakların tamamının anlaşılması gerektiği” belirtilmiş ve “tarafların boşanma koşullarını karşılıklı bu şekilde kabul ettikleri, bu kabulden sonra davacının sanki bu yönde bir anlaşma yapılmamış gibi araç ve taşınmazlar üzerinden tasfiye talebinde bulunmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, dürüstlük kuralına aykırı olduğu” vurgulanmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 13.04.2023 tarihli, E. 2022/9961, K. 2023/1778 sayılı kararında: Duruşmada imzanın ikrar edilmesi üzerine “tarafların mal paylaşımı yapıp ileride hak talep etmeyeceklerini belirttikleri, davacının duruşmada protokol içeriğini doğruladığı, imzanın kendisine ait olduğunu belirttiği ve bu beyanının mahkeme içi ikrar olduğu” kabul edilmiştir.
“bilerek ve isteyerek protokolle karşı tarafa bir takım maddî olanaklar sağlayan kişinin, boşanma işlemi gerçekleştikten sonra sağladığı olanakları geri istemesinin iyi niyet, doğruluk, dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmayacağı” ifade edilmiştir.
“kendi kusuru ile mali imkanlarını zorlayan tarafın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinden yararlanmasının da söz konusu olamayacağı” tespiti yapılmıştır.
Aynı doğrultuda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 09.05.2023 tarihli, E. 2023/2541, K. 2023/2277 sayılı kararında; protokolde “tarafların 17.06.2014 tarihinde kesinleşen kararla anlaşmalı olarak boşandıkları, bu boşanma kararının eki sayılan ve taraflarca imzalanan protokolün 5 … bendinde tarafların birbirine katkı, katılma, eşya, mal davası ve sair her türlü tazminat ve alacak davası açmayacaklarını, her çeşit dava haklarından feragat ettiklerini kabul ettikleri” vakıası karşısında;
“protokolün 5 … maddesinde tarafların birbirlerine açabilecekleri her türlü tazminat, katkı, katılma..vs hususlarda dava açma haklarından açıkça ve net olarak feragat ettiklenin belirttikleri, sonradan açılan iş bu dava ile davaya konu taşınmazın 1/2 hissesinin davacı adına tescili talebinin hukuken himaye görecek bir talep olmayıp hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu”
belirtilerek “davacının ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu” sonucuna varılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 30.05.2023 tarihli, E. 2022/6019, K. 2023/2738 sayılı kararında:
“anlaşmalı boşanma protokolündeki tarafların mal rejiminin tasfiyesine yönelik karşılıklı olarak birbirlerinden alacak taleplerinin olmadığına yönelik açık hüküm, tarafların mahkeme huzurunda bu hususu tasdik eder beyanlarda bulunmaları, mahkeme gerekçeli kararında protokolün onaylandığına yönelik hüküm bulunmasının mahkeme içi ikrar kabul edileceği ve tarafların her ikisini de bağlayacağı yönündeki açık tespit birlikte değerlendirildiğinde” ve “tarafların 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesini 3 üncü fıkrası uyarınca anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma protokolünde ‘mal paylaşımı talep ve isteklerinin olmadığını’ belirttikleri, duruşmada da ‘mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak taleplerinin bulunmadığını’ beyan ettikleri, mahkemece boşanma hükmü ile birlikte mal rejiminin tasfiyesi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği gözetildiğinde, davacı tarafın artık katılma alacağının bulunmadığı nazara alınarak, işin esasına girilerek davanın esastan reddine karar verilmesi gerekir” denilerek feragatin kesin bağlayıcılığı tescil edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 27.11.2013 tarihli, E. 2013/185, K. 2013/1601 sayılı kararında, protokolde yer alan “tarafların mal talepleri yoktur” ifadesinin mal rejiminden doğan alacakları kapsadığını belirterek şu tespitleri yapmıştır: “Kural olarak, boşanma davalarıyla birlikte mal rejimine ilişkin açıklamaların ve eşler arasında varılan sonuçların anlaşma protokolünde yer almalarında herhangi bir sakınca bulunmayıp bunu engelleyen bir kanun hükmü de yoktur”
“Mal rejiminden kaynaklanan istekler boşanmanın eki niteliğinde istekler olmadığından anlaşma ya da protokol, mal rejimlerini de kapsıyor ise bu taktirde taşınır ve taşınmaz mal niteliğinde bulunan katkı payı ya da artık değere konu olan bu tür eşyaların açık bir biçimde tek tek, bentler halinde protokolde yer alması gerekir”
“özellikle tarafların boşanmalarına ilişkin Söğüt Asliye Hukuk(Aile) Mahkemesi’nin 2009/160-244 sayılı kesinleşen kararı ile onanan protokol hükmü uyarınca tarafların karşılıklı mal taleplerinin bulunmadığına ilişkin protokoldeki ifadenin mal rejiminden kaynaklanan alacağı da kapsadığının anlaşılmasına göre, yerel mahkemenin aynı hususları gözeterek yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, direnme kararının onanması gerekir”
Feragat İradesinin Belirliliği, Somutlaştırılması ve Feragatten Rücu Yasağı
Protokolde veya yargılama sırasındaki feragat beyanlarının geçerli sayılması için, feragatin açık, tereddütsüz ve somutlaştırılmış bir hakka ilişkin olması zorunludur.
Feragatin Açık ve Belirli Olması: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 22.02.2024 tarihli, E. 2023/1441, K. 2024/1103 sayılı kararında, “anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenlemelerin bulunması ve bu yöndeki anlaşmanın geçerli olabilmesi için düzenlemenin mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıkça belirlenmiş olması gerektiği” ilkesini koymuştur. Kararda; “boşanma davasında sunulan protokolün bu haliyle, mal rejiminin tasfiyesini kapsamadığı, yine boşanmaya dair davanın duruşmasında davacı …’nın ‘Dava dilekçemi tekrar ederim, davalı ile boşanmak istiyorum, boşanma halinde davalıdan herhangi bir nafaka,maddî ya da manevî tazminat talebim, yargılama gideri isteğim yoktur, ortak hanedeki eşyayı paylaştık, ortak haneyi tasfiye ettik, ziynet ve mal paylaşımına dayalı hiçbir hak ve iddiam yoktur’ şeklinde beyanının da mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkından feragat olarak değerlendirilemeyeceği, feragatin açık ve kesin bir şekilde yapılması gerektiği” ifade edilmiştir. Ziynetlere ilişkin makalemize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Hakkın Ayrıştırılması ve Dar Yorum: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 07.02.2022 tarihli, E. 2021/5553, K. 2022/931 sayılı kararında, “Diğer yandan, feragatin somutlaştırılmış bir hak ile ilgili kayıtsız ve şartsız, herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir” kuralını hatırlatarak; “Bu durumda, boşanma davasındaki duruşmada davacı erkeğin ‘..katkı payı talebim yoktur…şeklindeki beyanı sadece katkı payı alacağına ilişkin olup artık değere katılma alacağı yönünden de feragat olarak kabul edilmesi mümkün değildir” tespitinde bulunmuştur.
Kesin Hüküm Sonucu ve Rücu Edilemezlik: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 02.05.2024 tarihli, E. 2023/8215, K. 2024/3042 sayılı kararında, “feragatin davaya son veren bir taraf işlemi olduğu ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurduğu” ve yabancı mahkemede yapılan protokol uyarınca Türkiye’deki davada “davacının Antalya 6. Aile Mahkemesinin 2016/474 Esas sayılı dosyasında boşanma ve mal rejiminden kaynaklı alacak davasından Almanya Mahkemelerinde davalı ile yapmış oldukları protokol dahilinde mali sonuçları ile anlaşarak boşanmış olduklarından Türkiye’de açmış olduğu davadan Almanya’daki mahkemede boşandıktan sonra feragat etmesi ve mal rejimi davasının artık görülebilirlik koşulu oluşup iş bu davaya devam edeceği yerde katılma alacağından feragat etmesi şeklindeki bu beyanı artık mahkeme içi ikrar mahiyetinde olup feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğurması sebebiyle katılma alacağı davasının kesin hükmün varlığı sebebiyle reddine karar verilmiştir.” değerlendirmesine yer verilmiştir.
Nafaka ve Tazminattan Feragat: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 27.01.2011 tarihli, E. 2010/22004, K. 2011/1490 sayılı kararında davacının duruşmadaki “maddi ve manevi tazminat ile kendisi için nafaka istemediğini” şeklindeki beyanını değerlendirerek: “Bu beyanda nafaka ve tazminatlardan feragat ettiği anlaşılmaktadır. Feragattan rücu mümkün değildir.” sonucuna varmıştır. Keza Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 02.11.2011 tarihli, E. 2010/16767, K. 2011/17859 sayılı kararında “Taraflarca birlikte sunulan 29.04.2011 tarihli protokol hükümlerine göre, davalı-davacı kadının yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve velayet hakkından tamamen, maddi ve manevi tazminat hakkından kısmen feragat ettiği anlaşılmaktadır.” tespiti ile “Bu talepler yönünden feragat nedeniyle bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.” içtihadında bulunmuştur.
İstinaftan Feragat ve Kararın Kesinleşmesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 23.01.2023 tarihli, E. 2022/9689, K. 2023/348 sayılı kararında davalının duruşmada “Davalı asil, karşı taraf ile dava dilekçesindeki anlaşma protokolünü imzalamış, 07.04.2022 tarihli duruşmada davalı kadın ile anlaşmalı olarak boşanmayı istediğini, müşterek çocuğun velâyetinin anneye verilmesini kabul ettiğini, kişisel görüş günleri talep ettiğini, davacı tarafından talep edilen 1.000,00 TL iştirak nafakasını ödemeyi kabul ettiğini ve boşanmanın fer’îleri ile başkaca eşya taleplerinden feragat ettiğini ifade edecek ayrıca bir cevap dilekçesi sunmamıştır.” durumunu incelemiş; “İlk Derece Mahkemesince verilen 07.04.2022 tarihli kararın taraflara mahkeme kaleminde tebliğ edilip taraflarca istinaf edilemeyeceğinin bildirilmesi üzerine kararın kesinleştiğinin ve kararın kesinleşmesi nedeniyle istinaf yoluna gidilemeyeceğinin anlaşılmış bulunmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” hükmünü kurmuştur.
Velayet, Çocuk Giderleri ve Kişisel İlişki Düzenlemeleri
Anlaşmalı boşanma protokolünde kamu düzenini ilgilendiren velayet ve kişisel ilişki hükümleri ile mali edimler arasındaki ilişki bağımsızlık arz edebilmektedir. Velayet değiştirmeye yönelik makalemize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Eğitim Giderlerinin Velayetten Bağımsızlığı: Hukuk Genel Kurulu 30.05.2019 tarihli, E. 2017/1895, K. 2019/630 sayılı kararında, protokoldeki eğitim taahhüdünün velayetin değişmesinden etkilenmeyeceğini şu şekilde açıklamıştır: “protokolde uyuşmazlığa konu ‘eğitim giderlerinden sorumluluk’ maddesi ‘velayet’ hükmünden bağımsız olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla ‘velayetin değiştirilmesi’ hâlinde söz konusu hükmün geçerliliğini yitirdiği kabul edilemez”
Kişisel İlişkinin Değiştirilebilirliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 12.12.2023 tarihli, E. 2023/3186, K. 2023/6119 sayılı kararında kişisel ilişki talebinin niteliğini incelemiş; “tarafların iş bu istinaftaki talebi mevcut kişisel ilişkinin protokoldeki gibi kademeli olarak, bu aşamada yatılı olmayarak kişisel ilişki kurulmasına yönelik olup bu haliyle talebin kamu düzenini ilgilendiren bir yönü bulunmadığı” ifadesine yer verirken, kişisel ilişkinin doğası gereği “kişisel ilişkiye dair her zaman talepte bulunulabileceği” ve “kişisel ilişkiye dair her zaman yeni dava açılabileceği, yeni ve uygun bir kişisel ilişkinin yeni bir yargılamanın konusu olabileceği” tespitini yapmıştır. Ancak kademeli ilişki kurulmasının “yerleşik Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin içtihatlarınca doğru kabul edilmediği” vurgulanmıştır.
İrade Sakatlıkları, Boşanma Sonrası Protokoller ve Ticari Davalar
İrade Sakatlığı (Aldatma/Hile) ve Usule Uygun Feragat Şartı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 04.05.2023 tarihli, E. 2023/1061, K. 2023/2206 sayılı kararında, irade sakatlığı iddiasını ele alarak Türk Borçlar Kanunu hükmüne yer vermiştir: “6098 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında ‘Aldatma’ başlığıyla ‘Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.’ şeklinde düzenlenmiştir.”
Aynı kararda Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca; “6100 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, feragat beyanının açık, kayıtsız ve şartsız olması zorunlu olup, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden davacı kadının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı haklarından usulüne uygun feragati olduğundan da söz edilmez.” denilerek, aldatma varlığında usulüne uygun bir feragatten bahsedilemeyeceği belirtilmiştir.
Boşanmadan Sonra Mahkeme Dışı Yapılan Tasfiye Sözleşmeleri: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.02.2026 tarihli, E. 2025/2795, K. 2026/2261 sayılı kararında, boşanma kararı kesinleştikten sonra tarafların haricen tasfiye protokolü yapabileceklerini onaylamıştır. Kararda, “Taraflar, boşanma, nafaka, tazminat ve mal tasfiyesi konusunda birbirinden mal tasfiyesi konusunda yukarıdaki şekilde anlaşmış olup başkaca hak talepleri yoktur, dava haklarından feragat ederler.” hükmünün geçerli olduğu kabul edilmiştir.
Mal Rejimi Sözleşmelerinin Geçmişe Etkili Olamaması: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 03.10.2024 tarihli, E. 2023/7024, K. 2024/6794 sayılı kararında mal rejimi sözleşmelerinin sınırına işaret etmiştir: “4721 sayılı Kanun’un 203 üncü maddesi uyarınca eşlerin ancak kanunda yazılı sınırlar içerisinde mal rejimini düzenleyebileceklerinden geçmişe etkili olacak şekilde 4722 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesindeki istisnalar dışında mal rejimi sözleşmesi düzenleyemezler”
Bu doğrultuda “O halde, taraflar arasında 20.07.2015 tarih ve 12057 yevmiye numarası ile Mal Rejimi Değişikliği Sözleşmesi başlığı ile yapılan mal rejimi sözleşmesinin geçmişe etkili olacağına ilişkin maddeleri geçerli olmayıp işbu sözleşme yapıldığı tarihten itibaren geçerlidir” sonucuna ulaşılmıştır.
Boşanma Protokolündeki Feragatin Bağımsız Ticari Alacaklara Etkisi: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 29.09.2021 tarihli, E. 2019/582, K. 2021/662 sayılı ve 24.05.2023 tarihli, E. 2023/219, K. 2023/478 sayılı kararlarında; protokolün “Davacı ile davalılardan … arasında görülen boşanma davasına esas olarak düzenlenen “Boşanma Protokolü” başlıklı belge ile boşanma, nafaka ve tazminatlar, eşyalar, mal rejimi ve yargılama giderlerine ilişkin hususlarda anlaşma sağlanmış olup, söz konusu protokol boşanma ve ferilerine yönelik anlaşılan hususlara dair bulunmaktadır.” niteliğini haiz olduğunu belirtmiş ve ticari uyuşmazlıklara etkisini şu şekilde sınırlandırmıştır:
“Dolayısıyla adı geçen protokolde yer alan davacı tarafından ödenecek manevi tazminatın gösterilmesinden sonraki, bunun dışında tarafların karşılıklı olarak nafaka ve maddi, manevi tazminat taleplerinin bulunmadığı, bu hususlardaki doğmuş ve doğacak taleplerinden feragat ettikleri, birbirlerinden eşyalar, ziynet eşyaları konusunda talep ve dava haklarından feragat ettikleri, tarafların mal rejimi ve evlilik birliğinden kaynaklanan hiçbir hak ve alacakları bulunmayıp karşılıklı olarak feragat ettiklerine dair beyanların boşanma ve sonuçlarına yönelik ilişkiyi düzenlediği, eldeki davayla ilgi görülemeyeceği anlaşılmaktadır.”
Yargıtay Kararları ile Uygulamadan Örnekler
| Hukuk Genel Kurulu30.05.2019, E. 2017/1895, K. 2019/630 | Anlaşmalı boşanma protokolünün bağlayıcılığı ve velayet değişikliğinin eğitim gideri maddesine etkisi | Protokol hükümleri kesinleşmeyle bağlayıcıdır; sözleşmeye bağlılık esastır. Eğitim gideri taahhüdü velayetten bağımsız olup velayet değişse dahi geçerliliğini korur.
| Hukuk Genel Kurulu27.11.2013, E. 2013/185, K. 2013/1601 | Protokoldeki mal talebi yoktur ibaresinin mal rejimini kapsayıp kapsamadığı | Protokolde yer alan karşılıklı mal talebinin bulunmadığına ilişkin ifade mal rejiminden kaynaklanan alacakları da kapsar; davanın reddi gerekir.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi20.03.2024, E. 2023/6750, K. 2024/1933 | Protokolde mal tasfiyesinden feragat edilmesine rağmen sonradan dava açılması | Onaylanan ve imzası ikrar edilen protokol mahkeme içi ikrar ve kesin delil teşkil eder; aksini ileri sürmek dürüstlük kuralına aykırıdır.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi24.01.2024, E. 2022/9474, K. 2024/447 | Mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın fer’isi olup olmadığı ve protokoldeki feragatin etkisi | Mal rejiminin tasfiyesi zorunlu fer’i değildir ancak protokolle hüküm altına alınabilir. Protokolle hak talep edilmeyeceğinin kararlaştırılması durumunda sonradan tasfiye istenemez.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi04.04.2024, E. 2023/9077, K. 2024/2421 | İbra ve mal varlığı terimlerinin kapsamı | Mal varlığı kavramı ayni ve kişisel hakların tamamını kapsar; ibra sonrası araç/taşınmaz tasfiyesi talep etmek hakkın kötüye kullanılmasıdır.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi13.04.2023, E. 2022/9961, K. 2023/1778 | Protokolle olanak sağlayan eşin sonradan bunları geri istemesi | Kendi kusuruyla mali imkanlarını zorlayan taraf TMK m. 2 hükmünden yararlanamaz; olanakların sonradan geri istenmesi sözleşmeye bağlılık ilkesine aykırıdır.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi30.05.2023, E. 2022/6019, K. 2023/2738 | Katılma alacağı davası ve mahkeme içi ikrar | Protokolde mal talebinin olmadığının belirtilmesi ve duruşmada tasdiki mahkeme içi ikrar sayılır; katılma alacağı davası esastan reddedilmelidir.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi09.05.2023, E. 2023/2541, K. 2023/2277 | Feragat sonrası taşınmaz hissesi tescili talebi | Protokolde her türlü davadan açıkça feragat edilmesine rağmen tapu tescili talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi22.02.2024, E. 2023/1441, K. 2024/1103 | Duruşmadaki genel mal paylaşımı beyanının mal rejiminden feragat sayılıp sayılmayacağı | Feragatin açık ve net olması gerekir; ortak hane eşyası ve genel mal paylaşımına yönelik ifadeler mal rejiminin tasfiyesinden feragat teşkil etmez.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi07.02.2022, E. 2021/5553, K. 2022/931 | Katkı payı talebim yoktur beyanının katılma alacağına etkisi | Feragat somutlaştırılmış hakka yönelik ve açık olmalıdır; katkı payı alacağından feragat katılma alacağını kapsamaz.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi27.01.2011, E. 2010/22004, K. 2011/1490 | Duruşmada nafaka ve tazminat istenmediği beyanı | Nafaka ve tazminattan feragat beyanı bağlayıcıdır; feragatten rücu mümkün değildir.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi02.05.2024, E. 2023/8215, K. 2024/3042 | Dava aşamasında feragat beyanının niteliği | Feragat davaya son veren taraf işlemi olup kesin hüküm gibi sonuç doğurur; bu nedenle davanın reddi gerekir.

| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi04.05.2023, E. 2023/1061, K. 2023/2206 | Aldatma (hile) iddiası ve feragatin geçerliliği | Hileye maruz kalan taraf sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36); hilenin bulunduğu hallerde usulüne uygun bir feragatten söz edilemez.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi12.12.2023, E. 2023/3186, K. 2023/6119 | Protokoldeki kişisel ilişki düzenlemesinin değiştirilmesi | Kişisel ilişkiye dair düzenlemeler kesin hüküm oluşturmaz, her zaman yeni bir davanın konusu edilebilir.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi26.02.2026, E. 2025/2795, K. 2026/2261 | Kesinleşen boşanma kararından sonra haricen protokol yapılması | Boşanma kesinleştikten sonra tarafların mahkeme dışında yapacakları feragat içerikli tasfiye anlaşması geçerlidir.
| Yargıtay 2. Hukuk Dairesi03.10.2024, E. 2023/7024, K. 2024/6794 | Mal rejimi sözleşmesinin geçmişe etkili kılınması | Eşler kanuni sınırlar dışında geçmişe etkili mal rejimi sözleşmesi tanzim edemezler; sözleşme yapıldığı tarihten itibaren geçerlidir.
| İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi24.05.2023, E. 2023/219, K. 2023/478 | Protokoldeki feragatin şirket hissesi ve kâr payı alacağına etkisi | Boşanma protokolündeki feragatler boşanma ve evlilik ilişkisiyle sınırlıdır; bağımsız ticari alacakları ve davaları etkilemez.
Uygulamada Yaşanılan Sorunlar, Belirsiz Durumlar Nelerdir?
Protokolden Dönmenin Zaman Sınırı Nedir?
Doktrinde tarafların anlaşmalı boşanma iradesinden ne zamana kadar dönebileceği konusunda iki temel eğilim mevcuttur:
Şekli Kesinleşmeye Kadar Dönülebileceğini Savunan Görüşe göre; Tarafların protokol ve anlaşmalı boşanma iradesiyle bağlılığı ancak kararın şekli anlamda kesinleşmesiyle doğar. Hüküm kurulmuş olsa bile, istinaf veya temyiz süresi içinde taraflardan biri iradesinden dönebilir. Bu aşamada dönme beyanı bildirildiğinde hüküm bozulur ve dava çekişmeli boşanmaya çevrilir.
Hüküm Verilmesiyle Dönme Hakkının Sona Erdiğini Savunan Azınlık Görüşe göre; Hâkim huzurunda bizzat irade açıklanıp taraflar protokolü teyit ettikten ve hâkim boşanma hükmünü tefhim ettikten sonra artık bu kabul ve irade beyanından tek taraflı dönülemez; zira yargısal süreç tamamlanmış ve taraf usul işlemi tüketilmiş sayılmalıdır.
Protokolün İptali Davası Açılabilir mi?
Ayrı Bir İptal Davası Açılamayacağı Görüşüne Göre; Protokol hüküm fıkrasına geçirilip onaylandığında bağımsız bir sözleşme olmaktan çıkıp ilamın bir unsuru haline gelir. Dolayısıyla irade bozukluğu (hata, hile, korkutma) iddiasıyla borçlar hukuku kapsamında ayrı bir “protokolün iptali davası” açılamaz; bu husus ancak olağan kanun yollarında (istinaf/temyiz) veya şartları varsa yargılamanın iadesi (HMK m. 375) yoluyla ileri sürülebilir.
Genel Hükümlere Dayalı İptal/Uyarlama Görüşüne göre; Protokolün özellikle ihtiyari unsurları (mal paylaşımı, taahhütler) bakımından aşırı yararlanma (gabin) veya irade sakatlığı hallerinde genel borçlar hukuku hükümlerine dayanılarak bağımsız tespit veya iptal davalarına konu edilebileceği ileri sürülmektedir.
Mal Rejimine İlişkin İfadeler Feragat Sayılır mı?
“Birbirimizden hiçbir hak ve alacağımız yoktur”, “Evlilik birliğinde edinilen eşyaları paylaştık, başka talep yoktur” veya “Nafaka, tazminat ve eşya talebim yoktur” şeklindeki genel ibareler boşanmanın fer’ileri için feragat teşkil etse de, edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma ve değer artış payı alacaklarından feragat sayılmaz. Mal rejiminden feragatin geçerli olabilmesi için tasfiyeye konu unsurların (menkul, gayrimenkul, araç, şirket hissesi) ve alacak kalemlerinin tek tek, ismen sayılması zorunludur.
Usuli Sonuçlar ve Avukatın Dava Stratejisine Etkileri
Hüküm Fıkrasına Eksiksiz Geçirme Mecburiyeti:
Mahkemece sadece “taraflar arasındaki protokolün onaylanmasına” şeklinde atıf yapılmakla yetinilmesi usul ve yasaya aykırıdır; bozma nedeni sayılmaktadır. Protokolün her bir bendi (velayet, kişisel ilişki gün ve saatleri, nafaka miktarları, tazminat ödeme planları, taşınmaz tescili veya soyadı kullanımı) infazda tereddüt yaratmayacak açıklıkta hüküm fıkrasına tek tek yazılmalıdır.
İnfaz Kabiliyeti ve Tescil Kararları:
Protokolde taşınmaz devri öngörülmüşse, bu devrin şarta bağlanmaması gerekir. “Boşanırsam evi devrederim” veya miras intikali gibi koşullar şarta bağlı tasarruf yasağı ve TMK m. 678 engeline takılır. Mahkemece tescile karar verilebilmesi için protokolün tescili sağlayıcı açıklıkta tanzimi şarttır.
Kanun Yolu Aşamasında Anlaşma ve Dönme:
Taraflar çekişmeli boşanma davası devam ederken her aşamada (istinaf veya temyiz dâhil) anlaşmalı boşanma protokolü sunabilirler. Aynı şekilde anlaşmalı olarak kurulan hüküm kesinleşinceye kadar istinaf dilekçesiyle anlaşmadan dönüldüğü bildirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırarak dosyayı ilk derece mahkemesine çekişmeli yargılama (TMK m. 166/1-2) yapılmak üzere göndermek zorundadır.
Çekişmeli Yargılamaya Dönüşüm Usulü:
Protokolden dönülmesi durumunda, davacı davasından açıkça feragat etmedikçe dava reddedilmez. Mahkeme taraflara kusur iddialarını, delillerini bildirmeleri için süre vermeli ve tahkikata TMK m. 166/1-2 çerçevesinde devam etmelidir.
İştirak Nafakasından Feragat ile Kişisel İlişki Hususu:
Ana veya babanın protokolde “İştirak nafakası istemiyorum” şeklinde beyanda bulunması kesin feragat teşkil etmez. Velayet ve iştirak nafakası kamu düzenindendir ve çocuğun bizzat hakkıdır. Velayeti alan taraf sonradan her an iştirak nafakası davası açabilir; geçmişteki feragat beyanı çocuğun haklarını bağlamaz. Nafaka davasına yönelik yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Kişisel İlişki Düzenlemelerinin Belirsizliği:
“İstediği zaman görecektir” veya “tarafların anlaşacağı günlerde” şeklindeki esnek ibareler infaz kabiliyeti taşımadığından hâkim tarafından resen müdahale edilerek belirli gün, hafta ve saatlere bağlanmalıdır (Helin Neval Tekin).
Maddi ve Manevi Tazminat ile Yoksulluk Nafakasında Hak Kaybı:
Protokolde maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası istenmediği açıkça belirtilmiş veya bunlara yer verilmeyerek mali konularda tam mutabakatla boşanılmışsa, karar kesinleştikten sonra artık TMK m. 174 ve m. 175’e dayalı bağımsız tazminat veya yoksulluk nafakası davası açılamaz.
Mal Rejiminde “Genel İbra” Riski:
“Eşler birbirini ibra etmiştir”, “Maddi-manevi hiçbir alacağım kalmamıştır” şeklindeki genel protokol metinleri, diğer eşin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davası açmasını engellemez (Mustafa Batuhan Yıldız, Nursen Karagözoğlu). Bu durum taşınmaz veya nakdi varlığı elinde bulunduran eş açısından çok ciddi bir dava tehdidi ve mali risk yaratır.
Pratikte Dikkat Edilmesi Gereken Temel Unsurlar:
İçerik Ayrımının Titiz Yapılması: Kamu düzenini ilgilendiren çocukların menfaatine ilişkin konuların (velayet, iştirak nafakası) sonradan koşulların değişmesiyle her zaman dava konusu yapılabileceği müvekkillere baştan izah edilmelidir.
Feragatin Somutlaştırılması: Mal rejimi tasfiyesinden doğacak alacak davalarının engellenmesi hedefleniyorsa; protokole genel soyut ibareler değil, “Taraflar evlilik birliği içinde edinilen … plakalı araç ve … parsel sayılı taşınmaz üzerindeki artık değere katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve katkı payı alacaklarından gayrikabili rücu feragat etmişlerdir” şeklinde açık, net ve tereddütsüz maddeler konulmalıdır.
Hüküm Fıkrası Denetimi: Mahkemenin protokolü onaylamakla yetinmeyip tüm maddeleri ilamın hüküm sonucuna bizzat yazdığı tefhim ve tebliğ aşamasında titizlikle kontrol edilmeli, eksiklik varsa tavzih veya kanun yolu ile derhal giderilmelidir. Aksi takdirde kararın infazı icra daireleri ve tapu müdürlükleri nezdinde imkânsız hale gelecektir.
SIK SORULAN SORULAR
Anlaşmalı boşanma protokolünü imzaladıktan sonra vazgeçebilir miyim?
Evet. Boşanma kararı kesinleşinceye kadar anlaşmalı boşanma iradesinden vazgeçilebilir. Bu durumda dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlandırılamaz.
Hâkim protokoldeki nafaka miktarını değiştirebilir mi?
Evet. Hâkim, özellikle çocuklara ilişkin nafaka ve diğer düzenlemeleri uygun bulmazsa değişiklik önerebilir. Ancak tarafların bu değişikliği kabul etmesi gerekir.
Boşandıktan sonra protokoldeki nafaka artırılabilir mi?
Evet. Şartların değişmesi, ihtiyaçların artması veya ekonomik koşulların farklılaşması hâlinde nafakanın artırılması dava yoluyla talep edilebilir. Protokolün içeriği bu noktada önemlidir.
Protokolde mal paylaşımı yazmıyorsa sonradan dava açılabilir mi?
Kural olarak evet. Protokolde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin açık bir düzenleme veya feragat bulunmuyorsa, boşanmanın kesinleşmesinden sonra mal rejiminden kaynaklanan alacaklar için dava açılabilir.
Eski eşim protokolde verdiği sözü yerine getirmezse ne yapabilirim?
Protokol mahkeme kararının bir parçası hâline gelmişse, hüküm altına alınan yükümlülüklerin yerine getirilmesi için şartlarına göre icra takibi başlatılabilir veya dava yoluna başvurulabilir.
Ankara Aile Hukuku Avukatı Desteği
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her aile hukuku uyuşmazlığının kendine özgü şartları bulunduğundan somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Av. Akın Özbey olarak uzun yıllardır Ankara ilinde avukat olarak hizmet vermekteyiz. Boşanma davası, mal paylaşımı davası, ziynet alacağı davası, velayet davası, nafaka davası, soybağının reddi davası ve babalık davası gibi Aile Hukuku kaynaklı konularda müvekkillerimize hukuki destek sağlamaktayız.
Ankara’da aile hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarınız uzman ve deneyimli kadromuz ile profesyonel destek alarak dava sürecinizi alanında uzman bir avukatla yürütmek için hukuk büromuzla 0537 932 50 50 numaralı hattımız üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Ankara boşanma davası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara velayet davası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara Mal Rejiminin Tasfiyesi yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara Nafaka Davası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara Aile Hukuku yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara Babalık Davası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız
Ankara Soybağının Reddi Davası yazımıza ulaşmak için buraya tıklayınız






