Tasarrufun İptali Davası, alacaklı olan kişinin, icra takibi yoluyla borçludan alacağını tahsil edememesi, borçlunun da son 5 yıl içerisinde gayrimenkul veyahut menkul mallarını mal kaçırma saiki ile yaptığı işlemlerin bulunması halinde söz konusu olan bir dava türüdür. Bazı durumlarda ise son bir yıldaki bütün işlemler iptal edilebilmektedir. Bu dava ile amaçlanan, borçlunun alacaklıya borcunu ödememek için kaçırdığı mallara ilişkin yapmış olduğu tasarrufların iptal edilmesidir. Esasında bu davanın ana dayanağı Türk Medeni Kanunu ile düzenlenen dürüstlük ilkesine dayanmaktadır.
Tasarrufun iptali davasına yönelik düzenlemeler İcra İflas Kanunu ile düzenlenmiştir. Tek tek maddeleri inceleyecek olursak;
İcra İflas Kanunu’nun 277. maddesi ile “İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri.” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili madde ile elinde muvakkat veya kati aciz vesikası bulunan her alacaklının davayı açacağı açıkça belirtilmiştir.
İcra İflas Kanunu’nun 278. maddesi ile “Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri. “ şeklinde düzenleme mevcuttur. Bu madde ile alışılmış hediyeler dışında son bir yıl içerisinde yapılan bütün bağışlamaların iptal edileceği düzenlenmiştir.
İcra İflas Kanunu’nun 279. maddesi ile “Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır: 1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler; 2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler; 3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler. 4. (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler. Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez. “ şeklinde düzenleme mevcuttur. Bu madde ile de yine borçlunun son bir yıl içerisinde yapmış olduğu bazı tasarruf işlemlerin direkt olarak iptal edileceği belirtilmiştir.
İcra İflas Kanunu’nun 280. maddesi ile “Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. “ şeklinde düzenleme mevcuttur. Yine bu düzenleme ile açıkça son 5 yıl içindeki kasten borç ödememek için yapılan hileli tasarrufların iptal olacağı açıkça belirtilmiştir.

Tasarrufun iptali davasında olmazsa olmaz şart alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir borç ilişkisinin varlığıdır. Bu tür bir dava, borçluya ve üçüncü kişiye karşı açılacağından, üçüncü kişinin de hukuki güvenliği korunmaktadır. Bu nedenle alacaklı ile borçlu arasındaki borcun gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmaması durumunda tasarrufun iptalinden söz edilemeyecektir.
Halk arasında Ankara Tasarrufun iptali avukatı olarak anılan alanında uzman avukatın bakacağı ikinci olmazsa olmaz şart ise kati veyahut geçici bir aciz vesikasının bulunup bulunmadığı hususudur. Öyle ki bu dava açılacaksa mutlaka aciz vesikasının bulunması şarttır. Fakat aciz vesikası davanın açılış aşamasında mutlaka bulunması gereken bir husus değildir. Aslında aciz vesikası sonradan ikame edilebilecek bir dava şartı niteliğindedir. Tasarrufun iptali davasında davacı kişi davanın her aşamasında (temyiz süreci de dahil olmak üzere) aciz vesikasını mahkemeye sunabilecektir. Borçlu olan kişinin hacze kabil bir malı olmadığını gösteren haciz tutanağı da aciz vesikası yerine geçmektedir.
Davanın bir diğer şartı ise kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması hususudur. Yapılan bir icra takibine borçlu tarafından itriaz edilmiş ise veyahut usulüne uygun tebligat yapılmamışsa icra takibi kesinleşmeyeceği için icra takibi üzerinden borçlunun aleyhine olacak şekilde bir tasarrufun iptali de söz konusu olmayacaktır.
Önemle dikkat edilmesi gereken son husus ise tasarrufa konu işlemin borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır. Öyle ki eğer tasarruf borcun doğumundan önce yapılmış ise burada tasarrufu iptal ettirmek yine mümkün olmayacaktır. Yargıtay’ın istikarar kazanmış kararları ile de bu husus açıkça belirtilmektedir. Tüm bu şartların tam anlamıyla var olup olmadığını alanında uzman Ankara Tasarrufun İptali Avukatı ile belirlemek ve avukatın bu şartlara uygun bir dava hazırlığına başlaması gerekmektedir. Bu dava kişilerin kendi başlarına açıp hak kaybı olmaksızın yürütebileceği bir dava türü olmayıp mutlaka hukuki destek alınmasını önermekteyiz.
Bu tür davalarda zamanaşımı süresi söz konusu değildir. Tasarrufun iptali davasında hak düşürücü süre bulunmaktadır. İcra İflas Kanunu ile borçlu tarafından alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarruflara karşı dava açmaya yönelik hak düşürücü sürenin 5 yıl olduğu düzenlenmiştir. Bu 5 yıllık süre alacaklı tarafından tasarrufun bilindiği veyahut bilinmesini mümkün kılacak açık emarelerin bulunduğu tarihten başlamaktadır. Bu sürelere dikkat edilmesi ve hak kaybına uğramamak amacıyla Ankara Tasarrufun İptali Avukatı ile sürecin yürütülmesi gerekmektedir. Avukat süreci doğru yönetmek adına bu sürelere uyacaktır.
Bu davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olarak düzenlenmiştir. Ticari işlemden kaynaklanan bir durumda davanın Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılmasına yönelik bir yanılgı olsa da hukuki niteliğe bakmaksızın dava da görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle alanında uzman Ankara Tasarrufun iptali avukatı ile sürecin yürütülmesi önem arz etmektedir. Öyle ki görevsiz mahkemede açılan dava kişilerin zaman kaybına uğramasına sebebiyet vermektedir.
Avukatlar kural olarak herhangi bir dava türü ile sınırlandırılmamaktadır. Tıpta olduğu gibi zorunlu bir branş seçimi de bulunmamaktadır. Avukat her işi üstlenmekte serbesttir. Fakat avukatlar bazı dava türlerine özel olarak hazırlanmakta, bu davalarda kendilerini geliştirmekte ve uzman olduğu bu davalar ile anılmaktadır. Esasında avukatlara baktığı dava türüne göre isim verilmesi de halk arasında yapılmaktadır. Bu nedenle tasarrufun iptali davasına yönelik hazırlanan avukatlara halk arasında Ankara Tasarrufun İptali Avukatı denmesi olağan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu tür davaları açacak olan kişilerin avukatın bu alandaki bilgi ve deneyimine bakması, kendisinin hakkını koruyacağına inanması ve dava sonunda mutlak sonuç alacağına güvenmesi gerekmektedir. Bu hususları belirlerken de avukatın bu alandaki deneyimi yol gösterici olacaktır. Özellikle Ankara Tasarrufun İptali Avukatı olarak anılan avukatların bu tür davalar da saymış olduğumuz şartları deneyimiyle birlikte tam anlamıyla ölçmesi ve bu doğrultuda işlemlere başlaması gerekmektedir.
Tasarrufun iptali davası açmak üzere Ankara ilinde avukatlık yapan Tasarrufun İptali Avukatı arıyorsanız ofisimizle 0537 932 50 50 numaralı hattan iletişime geçerek randevu oluşturabilirsiniz.
“Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına dayalı olarak açtığı “istihkak” davası ve bu davada aynı Kanun’un 97/17. maddesi uyarınca karşı dava olarak açılan “tasarrufun iptali” istemine ilişkindir.
İİK’nin 97/17. maddesinde, istihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklının anılan Kanun’un 11. babı hükümlerine (İİK’nun 277. vd. maddeleri) dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi (madde, 143,105) ibrazına mecbur olmaksızın karşı dava olarak iptal davası açabileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre tasarrufun iptali davası, karşı dava olarak kural olarak 10 günlük cevap süresi içinde ya da en geç ilk oturuma kadar açılabilir.
Somut olayda, tasarrufun iptali davası karşı dava olarak yasal süresi içinde açılmakla birlikte; istihkak davasının açılmamış sayılmasına karar verilmesinden sonra asıl davadan ayrılmış, ancak yargılamasına İcra Hukuk Mahkemesi tarafından devam edilmiştir.
İstihkak davasının hiç açılmamış sayıldığı bu durumda, karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının ayrılmasına yönelik verilen karar yerinde olmakla birlikte; ayırma işleminden sonra tasarrufun iptali davasının asıl davadan bağımsız bir hal aldığı, bu nedenle de İİK’nin 281. maddesi uyarınca genel mahkemelerde görülerek sonuçlandırılabilmesi için görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması hatalı olmuştur.
2-Bozma neden ve şekline göre davalı asil … ve davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekli görülmemiştir.4. Hukuk Dairesi 2021/1539 E. , 2022/1421 K”
Davacı karşı davalı 3.kişi … tarafından açılan istihkak davasının yargılaması sonucunda istihkak iddiasının reddine, takibin devamına karar verilmiştir. Üzerinde haciz şerhi bulunan taşınmaza ilişkin davalı karşı davacı alacaklı için satış isteme imkânı doğmuş olduğundan karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davası artık konusuz kalmıştır. Mahkemece, 3.kişinin açtığı istihkak davasında istihkak iddiasının reddine karar verildiğinden bu durumda tasarrufun iptali davası konusuz kaldığından, davalı karşı davacı alacaklının söz konusu taşınmaza ilişkin tasarrufun iptali davası açmasında artık hukuki yararı kalmadığı hususu gözden kaçırılarak yazılı şekilde tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.8. Hukuk Dairesi 2013/9983 E. , 2013/18621 K.
“Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, tasarrufun iptali davasının 01.10.2012 tarihinde kabulü ile şikayet olunanın ihtiyati haczinin kesin hacze dönüştüğü, şikayet olunanın kesin haciz tarihinin, şikayetçinin haciz tarihinden sonra olması tasarrufu iptal ettiren alacaklıya karşı hüküm ifade etmeyeceğinden şikayetin reddine karar verilmiştir. Şikayetçi vekilinin istinaf başvurusu mahkemenin ek kararı ile süre yönünden red edilmiş olup şikayetçi vekilinin ek karara karşı istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesince esastan reddedilmiştir.
Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayetçi vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan İcra Mahkemesi kararının İİK’nın 366. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 25.12.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.23. Hukuk Dairesi 2018/1403 E. , 2019/5408 K.”
“Dava İİK’nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemi ile ayrı bir dava olarak açılmış menfi tespit istemine ilişkindir.
Tasarrufun iptali davaları basit yargılama usulüne tabi menfi tespit davası ise yazılı yargılama usulüne tabidir. Ayrıca tasarrufun iptali davasının temyiz inceleme yeri ile menfi tespit davasının temyiz inceleme yerinin farklı olması nedeniyle ayrı bir dava olarak açılan menfi tespit davasının tasarrufun iptali ile birleştirilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece, menfi tesbit davasının tefrik edildikten ve ayrı esasa kaydı yapıldıktan sonra,tasarrufun iptali davasının diğer ön koşullarının gerçekleşmiş olduğunun anlaşılması halinde, gerçek bir borç ilişkisinin varlığı ve miktarı tasarrufun iptali davasını etkileyeceğinden bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.17. Hukuk Dairesi 2019/5595 E. , 2020/8273 K.”
“Tasarrufun iptali davaları için geçici hukuki himaye olarak Kanun Koyucu İİK’nın 281/2. maddesi ile ihtiyati tedbir değil, iptale tabi tasarrufun konusunu oluşturan mal üzerine ihtiyati haciz konulmasını öngörmüştür. Tasarrufun iptali davalarında verilen ihtiyati hacizlerden birinin, ilk kesinleşen ihtiyati hacze iştiraki İİK’nın 268. ve 100. maddelerine göre belirlenir. İhtiyati hacizler ise tasarrufun iptali davasının karara bağlandığı tarihte kesinleşir ve bu tarihe göre, sıra cetvelinde yer alırlar, ayrıca İİK’nın 268. maddesi şartlarında, önceki hacizlere iştirak edebilirler.
İstinaf dairesi gerekçesinde, taraflarca açılan tasarrufun iptali davalarında verilen ihtiyati tedbirlerin ihtiyati haciz niteliğinde olduğu ve davaların kabulü ile bu ihtiyati hacizlerin kesin hacze dönüştüğü belirtilmiş ise de yukarıda anılan yasal düzenleme gereği, ihtiyati tedbir kararlarının ihtiyati haciz olarak kabulü mümkün değildir.
Ayrıca, şikayet olunanın açtığı tasarrufun iptali davasında, İİK 281/2. maddesi hükmüne dayalı olarak, yeterli teminat da alınarak ihtiyati haciz karar verilmiş olup, bu karar tapu siciline ihtiyati tedbir olarak şerh edilmiştir. Aslalon mahkeme kararı olup, şikayet olunanın tasarrufun iptali davasında ihtiyati haczi bulunduğu ve bu ihtiyati haczin davanın kabulü ile 25.03.2014 tarihinde kesin hacze dönüştüğü anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, şikayetçi banka tarafından bedeli paylaşıma konu taşınmaza, tasarrufun iptali davasının kabulünden sonra 10.11.2015 ve 25.01.2016 tarihlerinde kesin haciz uygulandığı, şikayet olunanın kesin haciz tarihinin ise 25.03.2014 tarihi olduğu, satış tarihi itibariyle tarafların hacizlerinin ayakta olduğu, kesin haciz tarihlerine göre, sıra cetvelinde ilk sırada şikayet olunana pay ayrılmasının doğru olduğu, şikayete konu sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı açıktır.
İstinaf başvurusunun, açıklanan bu gerekçelerle esastan reddi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış ise de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sonucu itibariyle doğru olan bölge adliye mahkemesi kararının, HMK’nın 370/4. maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.6. Hukuk Dairesi 2021/3115 E. , 2022/3017 K.”
“Tasarrufun iptali davalarında, İcra ve İflas Kanunu’nun 281/2. maddesi uyarınca talep halinde iptale tabi tasarrufun konusu mal üzerine ihtiyati haciz konulması mümkündür. Bu şekilde uygulanan ihtiyati haciz davanın karara bağlandığı tarihte kesin hacze dönüşecektir.
Sıra cetvelinde birinci sırada yer verilen asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan … (temlik eden Fibabanka Anonim Şirketi) tarafından tasarrufun iptali davası 26.02.2019 tarihinde açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda 01.10.2020 tarihinde tasarrufun iptaline karar verilmiştir. Bu hali ile birinci sırada yer verilen dosyanın kesin haciz tarihi 01.10.2020 tarihidir.
Sıra cetvelinde ikinci sırada yer verilen şikayetçi İng Bank Anonim Şirketi tarafından tasarrufun iptali davası 14.02.2019 tarihinde açılmıştır. Dosya kapsamında taşınmaz üzerine 15.02.2019 tarihinde İcra ve İflas Kanunu’nun 281/2. maddesi uyarınca ihtiyati haciz konulmuştur. Yapılan yargılama sonucunda 30.03.2021 tarihinde tasarrufun iptaline karar verilmiştir. Bu hali ile ikinci sırada yer verilen dosyanın kesin haciz tarihi 30.03.2021 tarihidir.
Sıra cetvelinde üçüncü sırada yer verilen şikayetçi … tarafından tasarrufun iptali davası 20.02.2019 tarihinde açılmıştır. Dosya kapsamında taşınmaz üzerine 21.02.2019 tarihinde İcra ve İflas Kanunu’nun 281/2. maddesi uyarınca ihtiyati haciz konulmuştur. Yapılan yargılama sonucunda 30.03.2021 tarihinde tasarrufun iptaline karar verilmiştir. Bu hali ile üçüncü sırada yer verilen dosyanın kesin haciz tarihi 30.03.2021 tarihidir.
İcra ve İflas Kanunu’nun icrai hacizlere iştirak hakkındaki 268/1. maddesi “261 inci maddeye göre ihtiyaten haczedilen mallar, ihtiyatî haciz kesin hacze dönüşmeden önce diğer bir alacaklı tarafından bu Kanuna veya diğer kanunlara göre haczedilirse, ihtiyatî haciz sahibi alacaklı, bu hacze 100 üncü maddedeki şartlar dairesinde kendiliğinden ve muvakkaten iştirak eder….” hükmünü, hacze iştirak derecelerinin teşkili hakkındaki 100/1-2. maddesi “İlk haciz üzerine satılan malın tutarı vezneye girinceye kadar aynı derecede hacze iştirak edebilecek alacaklılar: Yukarıdaki fıkrada yazılı tarihlerden önce açılmış bir dava üzerine alınan ilama,” hükmünü içermektedir.
Birden fazla tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati hacizlerden birisinin ilk kesinleşen ihtiyati hacze iştiraki İcra ve İflas Kanununun 268/1, 100/1-1 ve 100/1-2. maddelerine göre belirlenecektir.
Somut olayda, şikayet olunan Gelecek Varlık Yönetimi Anonim Şirketinin 01.10.2020 tarihli haczi ilk kesin hacizdir. Şikayetçilerin hacizleri ise 30.03.2021 tarihinde kesin hacze dönüşmüştür. Ancak, şikayetçilerin kesin hacze dönüşen ihtiyati hacizlerine dayanak dava tarihleri 14.02.2019 ve 20.02.2019 olmakla şikayet olunanın kesin haczinden önce açılmışlardır. Şikayetçilerin kesin hacizlerine konu ihtiyati haczin uygulandığı dava tarihlerinin şikayet olunanın kesin haciz tarihinden önce olması nedeniyle İcra ve İflas Kanunu’nun 268/1. ve 100/1-2. maddeleri uyarınca ilk sırada yer alan kesin hacze iştirak etmeleri ve paranın her üç alacaklı arasında garameten paylaştırılması gerekmektedir.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararı, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, yargılama şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, asıl ve birleşen dosyada şikayet olunan vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.6. Hukuk Dairesi 2025/1216 E. , 2025/2023 K.”
“1.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı 3.kişi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2.Alacaklı İİK’nun 97/17 fıkrasına dayalı ve karşı dava olarak tasarrufun iptali davası açmıştır. Karşılık olarak açılan tasarrufun iptali davanın konusunu istihkak davası açılan mallar oluşturmaktadır. Bu mallar dışında kalan şeyler karşılık davanın konusu olamaz. Ayrıca tasarrufun iptaline ancak takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, sadece dava konusu hacizli makinalarla ilgili olarak borçlu ve 3.kişi arasında yapılan devir işleminin iptaline, takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak verilmesi gerekir. Taşınmaz olan fabrika istihkak davasının konusu olmadığından alacaklının bu taşınmaz satışı ile ilgili tasarrufun iptali istemi bağımsız olarak açılacak tasarrufun iptali davasının konusunu oluşturacak ve görevli mahkeme ise dava değerine göre Asliye Hukuk mahkemesi olacaktır.
Mahkemece, davalı-karşılık davacı alacaklının tasarrufun iptali davasının taşınır mallara ilişkin olan isteminin takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak kabulüne, taşınmaz satışı ile ilgili istemi yönünden ise görevsizlik kararı vererek talep halinde görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.17. Hukuk Dairesi 2012/6897 E. , 2012/13171 K.”
